Daha ilk romanıyla özgünlüğünü ortaya koyabilmiş ender yazarlardan biri olan Toptaş'ı yazın kumsalında bulup dünyasının "uzun tüylü tenini" ilk ovuşturduğumda, lambadaki cinin cazibesi baştan çıkarmaya yetmişti. Kronolojik sırayla okumadım onu, tarihi sıralandırmalara gelmez zaten o. "Yaptığı şeyin kendisine dönüşmeyi arzu eden" bir adam hangi kuralla okunabilir ki?
Bir dil ustası kuşkusuz Toptaş. Kaleminin ucuyla, kağıttan kayığa bindirip savuruyor bizi her romanında, öyküsünde hatta denemelerinde. Önemli olan gittiğimiz yerler değil, gördüklerimiz, işittiklerimiz, kokladıklarımız, tanıştıklarımızdır ona göre. Toprağın altından, gökten, yerden, denizden her yerden gidebilir, her limana, her kovuğa, her adaya uğrayabiliriz. Masalgerçek dünyanın garip insanları yanağımızdan makas alabilir. Ama yolculuktur esas olan. Romanla ilgili tabuları kırmaya yemin etmiş gibi bazen kahramansız, bazen mekansız, bazen zamansız, bazen konusuz öyküler yazar iç içe. Satürn'ün halkalarından, sırat köprüsünden, çocukluktan, aşktan, aşksızlıktan, gölgesizlikten, ölümden, uykuların doğusundan geçebiliriz. Sonsuzluğa gider tüm romanlarında kağıttan kayığı. Bir gürgen dalıyken kuş olmak şaşırtmaz bizi. Kahramanlar, içinizden sıyrılıp, başka bir kabuğun içine girebilir. İnteraktif sanal bir oyun gibi, hem oyuncu hem izleyicisinizdir. Şiirsel diliyle konuşur kaygan bir hayvanın. Arada şahdamarımızdan ısırır.
Hasan Ali Toptaş, harfler ve noktaların adamıdır. Onları birbirlerine çata çata, yalnızlıklarımızdan bir düş yontar. Notalardan bir şarkı besteler ama ne Ravel'in Bolero'su gibi giderek yükselir, ne Pachelbel'in Canon Suit'i gibi kendini tekrar eder, belki belki Dört Mevsim'dir ama yarattığı metafor dindiğinde, geriye kalan tattır. Sırrı o eserden sonraki sessizlikte gizlidir. Nasıl ki şiir, okyanusların deli dalgalarının ucundaki köpükse, güzel kuyruklu bir şiir okumuş gibi bir tat bırakır. Sinerjiktir harfleri ve noktaları. Kafka'nın, Marquez'in, Bernieres'in, Yaşar Kemal'in çoğul ve bilge diliyle konuşur. Halden hale geçiş halidir romanı ve kitap bittiğinde, kitaba başlayan kişi değilsinizdir. En azından benim için böyledir ve henüz tanımamış olanlara bu "Aynalı Çocuğu" şiddetle tavsiye ederim.